6 Aralık 2007 Perşembe

Kitap - Lieberman - Herkese Her ist...

“Hayatta başarılı olmak istiyorsanız, genelde başka insanların desteğine ihtiyaç duyarsınız. İnsanlara istediklerinizi yaptırabilmenin bir numaralı kuralı sizi sevmelerini sağlamaktır”
Dr. David J. Lieberman - Herkese Her istediğinizi yaptırın – Sayfa 11

“Yalnızca daha çok görünerek, bir insanın içinde “büyürsünüz”. Araştırmalar, etkileşim seviyesi arttığı için fiziksel olarak daha yakın olduğumuz insanlarla daha yakın arkadaş olduğumuzu ya da buna eğilimli olduğumuzu gösteriyor.”
Dr. David J. Lieberman - Herkese Her istediğinizi yaptırın – Sayfa 19

“Daha çok sevilmek için, utanç verici bir şey yapın ve kendinize gülün. Görmezlikten gelmeye ya da olmamış gibi davranmaya çalışmayın. İnsanın kendisiyle dalga geçebilmesi, kendinizi bir başkasına sevdirmenin olağanüstü bir yoludur.”
Dr. David J. Lieberman - Herkese Her istediğinizi yaptırın – Sayfa 23

“Ancak o insanı ‘objektif’övgülerle donatmak, sizi güven dolu bir yere koyarken, onun da kendisini mükemmel hissetmesini sağlar. Ona, ne kadar mükemmel olduğunu söyleyin, sizin her şeyiniz olduğunu ve onsuz yaşayamayacağınızı değil!b ”
Dr. David J. Lieberman - Herkese Her istediğinizi yaptırın – Sayfa 47

“Kararlarımızın yüzde doksanı duyguyu esas alır. Mantığımızı ise davranışlarımızı haklı çıkarmak için kullanırız. İkna etmek için duygulara ulaşmak zorundasınız.”
Dr. David J. Lieberman - Herkese Her istediğinizi yaptırın – Sayfa 92

“Etkili liderlik, bir başkasının yerine düşünebilmek demektir. Eğer bir insanın arzularına, ihtiyaçlarına ve isteklerine karşılık verebilirseniz, onu her şekilde motive edebilirsiniz. Ama yapmadan önce, insanların, sizin önemsediğinizi bilene kadar, ne bildiğini önemsemediklerini aklınızda tutun. İnsanlar sizin kendinizden emin olup olmadığınızı hisseder ve siz buna gerçekten inanmadıkça liderlik edemezsiniz.”
Dr. David J. Lieberman - Herkese Her istediğinizi yaptırın – Sayfa 120

“Her şey bir yana, bir insanın sizi sevmesinin, sizin hakkınızdaki hislerine değil, kendisi hakkında hislerine bağlı olduğuunu unutmayın. Bütün gününüzü kendinizi ona sevdirmeye ve sizin hakkında iyi düşünmesine çalışarak geçirebilirsiniz, ama asıl fark yaratan, sizin etrafınızdayken ona kendisini nasıl hissettirdiğinizdir. İlişkinin dinamikleri ne olursa olsun, onu rahat ve mutlu hissettirerek, iyi, samimi ve uzun süreli bir arkadaşlığa doğru büyük yol kat edebilirsiniz.”
Dr. David J. Lieberman - Herkese Her istediğinizi yaptırın – Sayfa 180

Kitap - Cengiz Aytmatov - Beyaz...

Dedem diyor ki, atalarının adlarını, kim olduklarını unutanlar, kötülük yapmaktan utanmazlarmış. Çünkü o zaman insanın nasıl biri olduğunu ne çocukları bilirmiş ne de çocuklarının çocukları.
Cengiz Aytmatov-Beyaz Gemi Sayfa 112

Şimdi ben sana yalnız şunu söyleyebilirim: "Çocuk kalbinin, çocuk ruhunun bağdaşmadığı herşeyi reddettin. İşte beni teselli eden de budur. Bir şimşek gibi yaşadın sen. Bir defa çaktın ve söndün. Şimşeği çaktıran göktür. Ve gök ebedidir.
İşte budur beni teselli eden. Bir başka tesellim daha var: İnsandaki çocuk vicdanı
tohumdaki öz gibidir. Ve o öz olmadan tohum filizlenmez, gelişmez. Yeryüzünde bizi neler beklerse beklesin, insanoğlu doğdukça ve öldükçe, insanoğlu yaşadıkça, hak ve doğruluk denen şey de var olacaktır..."
Cengiz Aytmatov-Beyaz Gemi Sayfa 168

Kitap - Ilgın Olut - Neva

“ İnsanların içindeki rahatlığın ve kendine güvenin kaynağı kişinin iç dünyasının zenginliğidir. Ve de kendisine ve çevresine olan dürüstlüğü. Bir ayakkabı olamaz….”
Ilgın Olut – Neva Sayfa 54

“ - Biliyor musunuz, Yakuzi Kızılderili’leri insanları 4 gruba ayırmışlar. Sıradan insan, avıcı, büyücü ve savaşçı.
Genç kız dalgınlıktan çıkarcasına kekeledi.
- Afedersiniz…
Ilgın’ın yüzü içten bir gülümsemeyle aydınlandı,
- Evet… En yüksek mertebe sayılan savaşçının çok önemli bir özelliği var. Savaşçı
olduğundan farklı bir insanmış gibi görünebilir. Bundan gocunmaz, çünkü kendisini kendisine ispat etmiştir. Tekbir şey önemlidir onun için; amaç. Fakat amaç mutlaka evrensel olmak ve iyiliğe hizmet etmek zorundadır.
- Ne demek istediğinizi pek anlayamadım.
- Yani savaşçı bir yalan söylediyse… Mesela canım yani, bu onun yalancı olduğu
anlamına gelmez. İyiliğe hizmet etmek istemiş olabilir…”
- Yani?
- Yani ben size bir hasta ile ilgli görüşeceğim dediğim için yalan söylemiş
olabilirim, ama yalancı olmam.”
Ilgın Olut – Neva Sayfa 115

Kitap - Tolstoy - Anna Karenina

“ Bütün mutluluklar birbirine benzen, ama her mutsuzluğun ayrı bir görünüşü vardır.”
Tolstoy – Anna Karenina Cilt 1 Sayfa 1

“ ‘Bir şey düşündüğüm yok. Seni seviyorum, her zaman da sevdim. İnsan birini seviyorsa, onu olduğu gibi seviyor demektir; olmasını istediği gibi değil.’ ”
Tolstoy – Anna Karenina Cilt 2 Sayfa 649

“ ‘Bu hep böyle olmuş, böyle devam edecek. Biz yeni bir şey yapmak, mumların üzerinde reçel kaynatmak, birbirimizin ağzına süt sıkmak istedik. Fincandan içmekten daha iyi bu.’ ‘Akıl yoluyla hayatın anlamını kavramaya kalkışmamız buna benzemiyor mu?’ diye düşündü Levin. ‘İnsanın varlığına yabancı olan düşünceyi araç kullanan felsefelerde bizi, sonunda bilmediğimiz bir yere götürmüyorlar mı? Her filozofun sistemini kurmadan önce gerçeğini bildiği ve bu gerçeğe akıl yoluyla varmaya çalıştığını sezmiyor muyuz?’. ‘Çocukları kendi hallerine bıraktığımız zaman nasıl tehlikelerle karşılaşıyorlarsa, tutku ve düşüncelerimizle başbaşa kalıp Tanrı’dan, hak ve iyilik fikirlerinden uzaklaştığımız zaman biz de tehlikelerle karşılaşıyoruz.’. ‘Bir Hıristiyan olarak yetişip, Hıristiyanlığın sağladığı saadetlerin içinde yaşarken onların hayatım için ne kadar önemli olduklarını anlayamıyour, onları yıkıp yakmaya kalkışıyordum. Bu bakımdan tıpkı çocuklara benziyordum. Gerçekten yine çocuklar gibi en lüçük bir tehlikeyle karşılaştığım zaman, Tanrı’ya sığınıyordum.’ ”.
Tolstoy – Anna Karenina Cilt 2 Sayfa 831

“ Çocuğun odasına vardığı sırada, sabah düşünmüş olduğu meselelerden birini hatırladı. Daha doğrusu bu meseleyi düşünmekten kaçınmıştı. Bu düşünce şuydu: Tanrı’nın varlığını gösteren en güçlü delil onun, iyiliğin ne olduğunu açıklamış olmasıdır. Ama bu açıklamanın sadece sadece Hıristiyan kilisesine verilmiş olduğunu, Budist yada Müslümanların bu gerçeğe erişmemiş olduklarını nasıl söyleyebiliriz. Gerçekten onlar da iyilik yapılması gerektiğini söylüyor ve yapıyorlardı.”
Tolstoy – Anna Karenina Cilt 2 Sayfa 845

Kitap - Rafik Schami - Gece Masalcısı

“Her günün bir ruhu olduğu söylenir. Nitekim iyi ve kötü, sıkıcı ve heyecanlı, soğuk ve sıcak günler vardır. Tıpkı insanlar gibi. Ayrıca kendini yalnız hisseden günler de az değildir. İşte o günler, hem toplumdan hemde yanı nitelikteki diğer günlerden kaçar! Kış ortasında çıkıveren yazdan kalma bir günün neler düşündüğünü kim bilebilir ki?”
Rafik Schami – Gece Masalcısı Sayfa 205

Kitap - Ilgın Olut - Yüzleri Arayan...

“Tolstoy’un bir sözü vardır. ‘Ben bütün kazandıklarıma matığım değil hislerim sayesinde ulaştım.’der. Çoğu zaman mantığım ve hislerim bana farklı şeyler söyledi ve ben hayatım boyunca mantığımın sesini dinledim. Ama doğru kararlar verdiğimi düşünmüyorum.”
Ilgın Olut – Yüzleri Arayan Adam Sayfa 17

“Beklenmedik haberler, olaylar ve fırsatlar –tıpkı felaketler gibi- tüm zamana homojen olarak dağılmaz. Belli bir zaman diliminde hep arka arkaya gelir. Gün içinde belki birkaç saate, yıldaki birkaç güne, bir ömürdeki sayılı birkaç yıla sıkışır.”
Ilgın Olut – Yüzleri Arayan Adam Sayfa 46

“Gerçek dostluklar ancak iyi kalpli olduğu kadar birbirlerinin onünde ufuklar açabilen insanlar arasında kurulabilirdi. Bundan dolayı da idealist bir doktor için, analitik ve pratik bir zekayla düşünebilen bir endüstri mühendisi hiç kuşkusuz en ideal dostlardan biriydi…”
Ilgın Olut – Yüzleri Arayan Adam Sayfa 96

Kitap - Milan Kundera - Var Ol...

“Sadece bir tek hayat yaşadığımız için bu hayatı öncekilerle karşılaştırmaz ya da kusurlarımızı gelecekte ki hayatlarımızda gideremeyiz; bu nedenle de ne istediğimizi bilemeyiz. Karşılaştırma fırsatı olmdığı için hangi kararın daha iyi olduğunu sınamanın bir yolu yok. Olaylar nasıl gelişirse öyle yaşıyoryuz, önceden uyarılmaksızın, rolünü ezberlemeden sahneye çıkan bir tiyatro oyuncusu gibi. Yaşam öncesi ilk prova yaşamın ta kendisiyse, ne değeri olabilir yaşamanın? Yaşamın hep bir taslak gibi olması da bundandır işte. Yok ‘taslak’ ta tam anlatamıyor demek istediğimi, çünkü taslak bir şeyin ana çizgileriyle belirmesi demektir, bir resmin az çok ortaya çıkmasıdır, yaşamımız dediğimiz taslaksa hiçbirşeyin taslağı değildir, bir resmin resme dönüşmeyecek ana çizgileridir.”
Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Sayfa 16

“Babasının evi terk ettiği gün, Franz’la annesi birlikte kente indiler ve evden çıkarlarken Franz annesinin bir ayağına başka öteki ayağına başka pabuç giymiş olduğunu fark etti. Ne yapacağını şaşırmıştı; yaptığı yanlışlığa dikkatinin çekmek istiyor, ama bir yandan da annesini incitmekten korkuyordu. İşte bu yüzden, kentte birlikte yürüdükleri süre boyunca gözlerini annesinin ayaklarından ayıramadı. Acı çekmenin ne demek olduğunu ucundan kenarından ilk sezişi böyle oldu.”
Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Sayfa 97

“Ama güçlüler güçsüzleri incitmeyecek kadar güçsüz olunca, güçsüzler çekip gidecek kadar güçlü olmak zorundaydılar.”
Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Sayfa 16

“Sabina için gerçek yaşamak, ne kendi kendimize ne de başkalarına yalan söylememek, ancak insanlardan uzak olunduğunda mümkündü; yaptığımız işlere başkasının gözü değdiği an, ister istemez o göze hoş görünmeye çalışırız ve yaptığımız hiçbirşey dürüstçe olmaz. Bizi seyreden birilerinin olması, bizi seyredenleri bir türlü aklımızdan çıkaramamak, yalanlar içinde yaşamak demektir.”
Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Sayfa 120

“Yaşamamızdaki sarsıcı durumları dile getirmek istediğimizde, ağırlık belirten eğretilemelere başvurmak eğilimindeyizdir. Bir şeyin bizim için büyük bir yük olduğunu söyleriz. Ya taşırız bu yükü ya da beceremez, okkanın altına gireriz, bu yükle didişir, kazanır ya da kaybederiz. Ya Sabina –sahi ne olmuştu ona? Hiç. İçinden terk etmek geldiği için bir erkeği terk etmişti. Erkek onun peşinden mi gelmişti? Ondan intikam almaya mı çalışmıştı? Hayır. Sabina’nın dramı ağırlığın değil hafifliğin dramıydı. Onun payına düşen yük değil varolmanın dayanılmaz hafifliğiydi.”
Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Sayfa 130

“Platon’un Şölen’indeki ünlü efsane aklına geldi ansızın: Tanrı onları ortadan ikiye ayırıncaya kadar bütün insanlar hermafroditti, o zamandan beri bu yarılar birbirlerini arayarak dünyanın dört bir bucağında gezip duruyorlar. Aşk kaybettiği yarıyı özleyişimizdi işte.”
Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Sayfa 245


“Karenin köpek değil de insan olsaydı, Teraza’ya çoktan, ‘Buraya bak, her gün şu çöreği ağzımda tutmaktan bıktım, içime fenalık geldi. Değişik gelmiyor mu aklına?’ demişti bile. İşte insanoğlunun bütün bahtsızlığı burada yatıyor. İnsan zamanı bir döngü izlemiyor; onun yerine dümdüz bir çizgide ileri doğru gidiyor. İnsan bu yüzden mutlu olamıyor; mutluluk yinelenmeye duyulan özlemdir.”
Milan Kundera – Var Olmanın Dayanılmaz Hafifliği Sayfa 303

Kitap - Sunay Akın - Ayçöreği ve...

“İrhandalı yazar Bernard Shaw ‘Pygmalion’ adlı oyununun galasına davet ettiği Whinston Churchill’e şu notu iletir: ‘Pygmalion’un ilk gecesi için isze iki bilet ayrıldı. Bir dostunuzu da getirin, eğer varsa…’ Churchill, böylesine iğneli bir davetin altında kalmaz: ‘İlk gece gelemiyorum. İkinci gösteriye gelebilirim, eğer olacaksa…’”
Sunay Akın – Ayçöreği ve Deniz Yıldızı Sayfa 9

“Rakamları parmaklarımızı sayarak öğreniriz: ‘Bir, iki, üç, dört, beş’. Bu sayma işlemini yaparken, parmak adlarını sırladığımızı pek çoğumuz bilmeyiz. Serçe parmağının adı ‘Pır’ dır. Yanındaki yüzük parmağının adı ise ‘Ekki’.Orta parmağa ‘Uç’ denir. Sonraki parmağımızı işaret etmek ve dokunmak için kullanırız, yani ‘Dürt’. Son sırada yer alan parmağa da ‘Baş’ adı verilir. Parmak adlarını yanyana getirelim. ‘Pır, ekki, uç, dürt, baş’.”
Sunay Akın – Ayçöreği ve Deniz Yıldızı Sayfa 77

Kitap - Aslı Erdoğan - Kabuk Adam

“Bazen insan hiçbir şey hatırlamak kadar acı vermez, özellikle de mutluluğu hatırlamak kadar. Unutmamak. Belleğin kaçınılmaz intikamı. Herhangi bir iz taşınıyorsa eğer, bu bir zamanlar bir yara açıldığındandır. Yaşadığımız anları dondurup cümlelere dökme çabası, çiçekleri kurutup kitap yaprakları arasında ölümsüzleştirmeye benzer. Hepimizin çoktan öğrendiği gibi, bir öykü, gerçekten yaşanmış da olsa, gerçekliği yansıtmaktan çok uzaktır, onun bir kaç resminden, simgesinden oluşmuştur.”
Aslı Erdoğan – Kabuk Adam Sayfa 1

“ ‘Ceheneme giden yolun taşları iyi niyetle döşenmiştir’ derler ama ben buna inanmıyorum. Her iyi niyet taşını ters çevirin, altında bir alçaklık saklıdır. Cehenneme giden yolun taşları, bence korkuyla döşenmiştir. İçimdeki insan uyanmıştı ve bütün uyanışlar korku vericidir.”
Aslı Erdoğan – Kabuk Adam Sayfa 146

Kitap - Paulo Coelho - Veronika...

“Kendini vurmak, yüksek bir yapıdan atlamak, kendini asmak, bu seçeneklerden hiçbri onun kadınsı doğasına uymuyordu. Kadınlar kendilerini öldürdüklerinde çok daha romantik yöntemler seçerler, bileklerini kesmek ya da aşırı dozda uyku ilacı almak gibi. Terk edilmiş prensesler ve Holywood yıldızları bunun sayısız örneklerini gözler önüne sermişlerdir.”
Paulo Coelho– Veronika Ölmek İstiyor Sayfa 13

“Yaşam boyu pek çok kez farketmişti Veronika, tanıdığı bir sürü insan başkalarının başına gelen korkunç olaylardan sanki gerçekten üzgünmüş ve yardım etmek istiyormuş gibi söz ederlerdi, ama işin gerçeği, başkalarının acılarından zevk aldıklarıydı; çünkü böylece kendilerinin mutlu ve şanslı olduklarına inanabiliyorlardır.”
Paulo Coelho– Veronika Ölmek İstiyor Sayfa 35

“Peki bugüne kadar enerjisini neye harcamıştı? Yaşamının olduğu gibi devam etmesini garanti almaya çalışmaya. Ana babası kendisini çocukluğunda olduğu gibi sevmeyi sürdürsünler diyepek çok isteğinden vazgeçmişti – oysa gerçek sevginin zamanla değişip geliştiğini, yeni ifade yolları keşfettiğini bilmiyor muydu?”
Paulo Coelho– Veronika Ölmek İstiyor Sayfa 49

“Oysa bazı şeyler var ki, srf insanların çoğunluğu öyle olmaları gerektiğine inandığı için yerleşir, normlaşır. İki örnek vereceğim size. Yazı makinesinin tuşlarının neden bildiğimiz sırada düzenlendiğini hiç merak ettiniz mi? ‘Hayır’. İlk sıradaki harflerin düzenine göre adlandrıyoruz klavyeleri:QWERTY. Kalvye neden aşfabetik soraya göre değilde , her dilde farklı farklı dizldiğinin gerekçesini erak edip araştırdım. İlk yazı makinesi 1873 yılında Chistopher Scholes tarafından, el yazısının güçlük ve yavaşlığını telafi eetmek üzere icat edilmiş. Ama ortaya bir sorun çıkmış hemen: makinede çok hızlı yazıldığında çubukları birbirine karışıyor, makinede çalışmıyormuş. Bunun üzerine Scholes QWERTY klavyesini icat etmiş. Yazı makinelerinin daha yavaş yazmalarını sağlayan bir klavye. Tekrarlamak gerekirse; yazı makinesi ve bilgisayar klavyeleri, kullanıcılar daha hızlı değil daha yavaş yazsınlar diye ayarlanmış. Anladınız mı? Şimdi bu klavye düzenini değiştirmeye kalksanız malınızı kimseye satamazsınız.”
Paulo Coelho– Veronika Ölmek İstiyor Sayfa 162-163

“Asıl sorun, kızın her dakika ölümü bekleyerek geçireceği günlerdi. Bunu da enine boyuna düşündü doktor, sonunda çok önemli olmadığına karar verdi. Yaşadığı her günü bir mucize olarak görecekti kız… ki, kırılgan yaşamlarımızın her anında başımıza gelebilecek beklenmedik olayları düşünecek olursak , her yeni gün bir mucizedir.”
Paulo Coelho– Veronika Ölmek İstiyor Sayfa 203

Kitap - Emine Çaykara - Türk Ayn...

“Ve ben sıfırdan başladım. Büyük bir ressam deteri alarak başladım türetmeye. Lisedeyken Dekart’ı (Descartes) okumuştum. ‘Yeni bir şey yaratmak için, o zamana kadar öğrendiklerini unut’ diyordu. ‘Sıfırdan başla; ama evini yıkmadan önce bir tarafta bir çadırın bulunsun’ diyordu.”
Emine Çaykara – Türk Aynştaynı Sayfa 30

“İngiliz Kraliyet Donanması’nın Kaptanlar El Kitabı var, birinci sayfada diyor ki : ‘Denize çıktıktan sonra tayfayla sorunlar varsa, bağırıp çağırıp düzeltmeye çalışma. İlk limanda indir.’ diyor.”
Emine Çaykara – Türk Aynştaynı Sayfa 341

Kitap - Paul Auster - Kilitli Oda

“Öte yandan eğer şimdi NewYork’ta gece ise, güneş başka bir yerde parlıyordur. Örneğin Çin’de kuşkusuz öğle vaktiydi ve pirinç toplayanlar alınlarındaki teri siliyorlardı. Gece ve gündüz göreceli iki terimden başka neydi ki; mutlak bir durumu anlatmıyordu. Herhangi bir zamanda herzaman ikiside mevcuttu. Bunu bilmeyişimizin tek nedeni de aynı anda iki yerde birden olamayışımızdı.”
Paul Auster – Cam Kent Sayfa 138

Eski Yunan’da kader dedikleri bu işte. Her kahraman ona boyun eğer. Seçeneğin yoktur ve yapılacak bir şey varsa o da seçenek tanımayan tek seçenektir.
Paul Auster – Hayaletler Sayfa 64

“Her yaşam alt tarafı bir takım rastlantısal olayların toplamından, rastlantıların, öylesine gelişigüzel oluveren ve kendi amaçsızlıklarından başka bir şey yaymayan olayların kesişmesinin güncesinden başka nedir ki zaten.”
Paul Auster – Kilitli Oda Sayfa 26-27

“Öyküler ancak onları anlatabilecek olanların başından geçer demişti biri bir gün. Aynı şekilde, belkide yaşantılar, onları yaşayabilecek olanlara sunarlar kendilerini.”
Paul Auster – Kilitli Oda Sayfa 30